Edebiyat

Franz Kafka Kimdir?

“İyiler uygun adım yürür.
İyilerin varlığından habersiz olan başkaları,
onların çevresinde dans eder,
zamanın oyunlarını oynarlar. ”
    Mavi Oktav Defterleri / Aforizma 39

Bazen içinizden şöyle geçirdiğiniz olmuştur; “ben bu zamana ait değilim” ya da “ben bu yere ait değilim başka bir yerde yaşamalıydım.” Bu tarz düşünceler aklımızdan geçer, yanlış zamanda yanlış yerde olduğumuzu düşünürüz. Sabahları yatağınızdan kalktığınızda yaşadığınız yeri, gitmek zorunda olduğunuz işi, gün içersinde muhatap olduğunuz insanları düşünür, hayatınızı ve kendinizi sorgularsınız. Belki de kendinizi sıkışmış, küçülmüş hissedersiniz. Bu düşünce ve ruh yapısının günümüz ‘modern yaşantısının’ getirdiği sonuçlar olarak görülüp değerlendirilir çoğu zaman. ‘Modern insanın sorunları’ diye adlandırılır. Ama bu düşünce yapısı günümüzün ya da yakın zamanımızın ortaya çıkardığı bir olgu değil. Günümüzden çok daha eski tarihlerde, bundan 100 yıl önce de sizinle aynı düşüncelere kapılan, yaşadığı topluma karşı tam bir aidiyet kuramamış insanların içinde yalnız kalmış, hem yaşadığı toplumun hem de ailesinin otoriter katı yapısı içinde ezilmiş, kendini bir böcek gibi hisseden biri vardı. O kişi çağımızın en büyük yazarlarından Franz Kafka…

   Kafka, 3 Temmuz 1883’te, o günlerde Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’nun yönetimi altında ki Prag’ta, Çek iş adamı Hermann Kafka ve zengin bir Alman Yahudisi olan Julie Kafka’nın ilk çocukları olarak dünyaya gelir. Kafka’nın zor ve buhranlı hayatı, çocukluk yıllarından, evindeki yaşamından başlar. Sert, otoriter babası ve öte yanda ezik, içine kapanık yapısıyla annesinin arasında kalır. Babasıyla ilişkisi çocukluk yıllarından itibaren hep kötü olur, baskın bir karaktere sahip babasının onun üzerinde ki etkisini tüm yaşamı boyunca hisseder. Bu durumu hiçbir zaman göndermediği ve ‘Babaya Mektup’ kitabında bir araya getirilmiş mektuplarında dile getirir. Kafka’ya göre kendisinden sonra doğan erkek kardeşleri çok küçük yaşlarda öldüğü ve kız kardeşleri de ondan çok sonra hayata geldikleri için babasının bütün baskısına tek başına karşı koymak zorunda kalır.

   İlköğrenimini Prag’ta ki Alman okullarında alan Kafka, lise eğitimi için Avusturya Lisesi’ne gider. Hem Almanca’yı hem de Çekçe’yi anadili gibi konuşabilen Kafka, Almanca konuştuğu için Çek vatandaşları tarafından çok da hoş karşılanmaz diğer taraftan bir Yahudi olduğu için de Alman toplumu içinde kendisini huzursuz hisseder. Bir çok farklı etnik ve dini kökenden insanın bir arada yaşadığı dönemin Avusturya İmparatorluğu’nda bir aidiyet hissi bulamaz ve daha çok içine kapanık bir ruh haline bürünür. Lise eğitiminden sonra tabi ki babasının isteği üzerine Prag’ta ki Karl Ferdinand Üniversitesi’nde hukuk bölümüne girer. Üniversite yaşamında sadece kendi derslerini değil Alman Edebiyatı ve sanat tarihi derslerini de takip eder. İleride çok yakın arkadaş olacağı Max Brod ile bu dönemlerde tanışır. Max Brod sayesinde edebiyat dünyasından bir çok farklı isimle tanışır, yine bu dönemde ilk eseri ‘Bir Savaşın Tasviri’ öyküsünü yazar.

   1906 yılında üniversiteden doktora ile mezun olan Kafka stajının ardından bir İtalyan sigorta firmasında memur olarak çalışmaya başlar. Büro yaşamından hoşlanmaz, hatta bu ortamdan nefret etmektedir. İtalyan firmasında çalıştığı için sık sık Verona ve Milano gibi İtalyan şehirlerine seyahat eder. Kendisi ofis yaşamını sevmesede, ileride yazacağı ‘Dava’ romanın baş karakteri Josef K.’ya tam tersi bir rol verir. Josef K. için ofisinden ayrı geçirdiği her an kaygı vericidir. Gündüzleri rutin iş yaşamını sürdürürken geceleri yazmaya devam eder. Bu yıllarda mensup olduğu Yahudilik ilgisini çekmeye başlar ve İbranice öğrenmeye başlar.

   Hayatına giren kadınlarla da ilişkileri çok sağlıklı yürümez. İlk ciddi ilişkisi diyebileceğimiz Felix Bauer ile 1912 ve 1919 yılları arasında 3 kez nişanlanırlar fakat sonunda bu ilişki evlilik ile sonuçlanmaz. İlişkileri hüzünlü bitmiştir ama bu süreçte yazdığı mektupları tıpkı bir çok eseri gibi ölümünden sonra ki tarihlerde yakın dostu Max Brod tarafından derlenir ve ‘Felice’ye Mektuplar’ kitabında bir araya getirilir.

   Avrupa’yı kasıp kavuran 1.Dünya Savaşı sırasında zayıf bünyesi sebebiyle askerlikten muaf tutulur. Savaş yılları onun yazarlık alanında tanınmaya başladığı dönemlerdi. Savaş sonrasında, Milena Jesenska ile tanışır.

   Kitaplarını Almanca’dan Çekçe’ye çevirmek isteyen Milena ile önce arkadaşça mektuplaşmaya başlar sonrasında bu mektuplaşmalar tutkulu bir aşka dönüşür. Fakat Milena evli oldu-
ğu için ilişkilerinin bir geleceği yoktur. Mektuplaştıkları 3 uzun yıl boyunca ancak iki ya da üç kez görüşürler. Umutsuz aşkı Kafka’nın kırılgan yapısı üzerinde derin izler bırakır. Milena, Kafka’dan gelen mektupları, 1939 yılında yakın arkadaşı Willy Haas’a verir ve yıllar sonra 1952 yılında ‘Milena’ya Mektuplar’ yayınlanır.

   Kafka’nın sağlığı 1917 yılında bozulmaya başlar. Kanlı öksürükleri sonucunda akciğer kanserine yakalandığı tespit edilir. Zaman içersinde hastalığı ilerler ve kanser boğazına kadar yayılır. Yemek yiyemez ve konuşamaz duruma gelir. Bu sırada Berlin’de bulunmaktadır. Ailesinin etkisinden sıyrılmak ve daha rahat yazabilmek adına hayatının son 2 senesinde Berlin’e taşınmıştır. Hastalığının tedavisi için Viyana’da bir sanatoryuma götürülür. Hastalığı cerrahi olarak müdahale edilemeyecek kadar ilerleyen Franz Kafka 3 Haziran 1924’te henüz 41 yaşında iken hayatını kaybeder.

   Ölümünde önce Max Brod’a tüm eserlerini yakmasını söyler. Kafka’nın özgüven eksikliği onun edebiyatına ve eserlerine bakışını da etkilemiştir, eserlerini bir hiç olarak görür. Brod’un gönlü arkadaşının bu isteğini yapmaya razı olmaz. Bu sayede Kafka’nın ölümünden çok sonraları eserleri yayınlanır ve dünyaca tanınır. Karamsar mizacı eserlerindeki karakterleri çaresizlik hissiyatı ile kaplamıştır. Kafka eserlerinde, Josef K. (Dava), K.(Şato), Karl (Amerika) gibi yarattığı kişilerin isimleriyle “K” harfi üzerinden bir özdeşlik kurar, yani aslında kitaplarında kendisini anlatır. Dönüşüm kitabında, bir sabah uyandığında kendisini böceğe dönüşmüş olarak bulan Gregor Samsa üzerinden de yine kendisine atıfta bulunur. Babasının gözünde kendisini bir böcek olarak görmektedir. Aile ve bürokrasi yapısının empati yoksunluğunu ve üzerinde ki baskısını ‘Samsa’ karakteri üzerinden aktarır.     

Kafka politik olarak pasif ve dini pratikleri olmayan biridir. Günlük yaşamı esnasında hiçbir dini ya da etnik işaret taşımasa da sürekli ayrımcılığa maruz kalır. 1924 yılında yazdığı son eseri Şato’da, modern teknik ve bilimsel yöntemlerle uzmanların ırkçılık araştırmalarını tasvir ederken, Alman Nazizmi’ni önceden kavramıştır. Maalesef ölümünden 15 yıl kadar sonra tasvir ettiği bu tablo gerçeğe dönüşür.  Avrupa’yı kasıp kavuracak büyük Nazi yangını onun ardında bıraktıklarını da yakacak kız kardeşlerini, yıllarca mektuplaştığı Milena’yı toplama kamplarında katledecekti. Kim bilir belki erken yaşta ölüm onu bulmasaydı o da Dava romanında ki karakteri Josef  K. ile aynı akıbeti yaşayacaktı.

   Kitaplarının yanında ‘Kafkaesk’ gibi bir tanımı insanlığa kazandırmıştır. Korkutucu, tehdit edici anlamında kullanılsa da daha geniş anlamda bakınca umutsuzluk, çaresizlik, kuşku gibi bir çok olguyu içinde barındırır kafkaesk.

   Kafka için hayat baştan kaybedilmiş bir savaş olarak görünse de geride bıraktığı kitaplarıyla yaşamının ötesine geçmiş ve bir manada yaşama verdiği savaşı kazanmıştır.

You may like