Edebiyat

Orhan KEMAL Kimdir?

“Kederli, mahzun, acılı olmak için sebepler mevcuttur, fakat ümitsiz olmak için tek bir sebep mevcut değildir.Daha acı, daha mahzun ol, fakat sevincin ve ümidin
pırıl pırıl parlasın…” Orhan KEMAL

Edebiyat dünyasına dönüp baktığımızda birçok usta, büyük şair ve yazarın çoğu zaman asıl mesleklerinin yanında edebi çalışmaları yaptığını görürüz. Mesela; Sabahattin Ali. Bir öğretmen ve memurdu. Orhan Veli, PTT’de ve farklı kurumlarda memurluk yaptı. Oğuz Atay bir mühendis ve aynı zamanda bir öğretim görevlisiydi. Bütün bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Edebiyatın, şiirin, romanın “karın doyurmadığı” telif haklarının günümüzdeki gibi sıkı gözetilmediği o yıllarda, çok az sayıda edebiyatçımız sadece kalemleriyle yaşamlarını idame ettirmiştir. Orhan Kemal’de böylesine zor bir dönemde ilk kitabı Baba Evi’ni çıkarttığı 1949’dan, vefat ettiği 1970 yılına kadar geçen sürede sadece eserleriyle hayatını idame ettirir ve 21 yıl boyunca yoğun bir tempoyla yazar, Arkadaşı yazar Erol Şadi Erdinç’in deyimiyle mucizevi bir işi gerçekleştirir.

   Toplumsal gerçekçi romanın en büyük ustalarından, edebiyat dünyamız da ki sayısız kahramanın yaratıcısı, köylülerin, işçilerin, hayatın zor rollerini üstlenen karakterlerin sesi Orhan Kemal, 15 Eylül 1914’te Adana’nın Ceyhan ilçesinde dünyaya gelir. Asıl ismi Mehmet Raşit Öğütçü’dür. Babası hukukçu ve 1. TBMM’de milletvekili olan Abdülkadir Kemal Bey, annesi eski bir öğretmen olan Azime Hanım’dır. Çocukluk günleri Kurtuluş Savaşı yıllarına denk gelir. Adana’nın Fransızlar tarafından işgali üzerine ailesiyle birlikte Konya’ya gider. Konya işgalcilerden uzakta, güvenli bir bölge olsa da burada çıkan Delibaş İsyanı’na şahit olur. Babası isyanı bastırılmasında etkin bir rol oynar ve ardından milletvekili olarak meclise girer. Savaş sonuna kadar Ankara’da kaldıktan sonra aile Adana’ya geri döner.

   Her çocuğun yaşamında olduğu gibi ailesinin yaşantısı onun da hayatına yön vermiştir. Babasının siyasetin içinde yer alması Orhan Kemal’in yaşamının bu erken döneminde ülkesinden kopmasına sebep olur. Adana’da Ahali Cumhuriyet Fıkrası’nı kuran Abdülkadir Kemali Bey, dönemin siyasi atmosferi gereği partisini kapatarak ailesiyle birlikte önce Suriye’ye, oradan da Beyrut’a gider. Orhan Kemal’de bu dönemde ortaokulda ki eğitimini bırakarak babasının yanına Beyrut’a gider. Orada bulaşıkçılık, matbaa işçiliği yapar. Kendi deyimiyle “avare yıllar” geçirir. Yıllar sonra tek başına memleketi Adana’ya geri döner ve çırçır fabrikalarında işçilik, sonrasında katiplik yapar. 1937’de fabrikada bir işçi olan Nuriye Ha-
nım ile evlenirler. Bir yıl sonra ilk çocukları Yıldız dünyaya gelir.

Aynı yıl askere gider ve ilk şiirlerini kaleme alarak edebiyat dünyasına girer. Raşit Kemali ismiyle yazdığı şiirleri edebiyat dergilerinde yayınlanır. Askerliği sırasında Maksim Gorki ve Nazım Hikmet’i okumak ve komünizm propagandası yapmak suçlarından 5 yıl hapis cezasına çarptırılır. Sırasıyla Adana, Kayseri ve Bursa Cezaevleri’nde yatar.

   Nazım Hikmet’le 3.5 sene

   Bursa Cezaevi’nde kaldığı dönemde büyük şair Nazım Hikmet’te Bursa Cezaevi’ne nakledilir. Orhan Kemal, Nazım’a kendisini tanıtır ve aynı koğuşu paylaşırlar. O dönem şiirler yazan Orhan Kemal birkaç şiirini Hikmet’e okur ve değerlendirmesini ister. Fakat Nazım Hikmet’in tepkisi kısa ve nettir; “Berbat”. Ona, “inanmadığın şeyleri niye söylüyorsun?” diye sorar. Nazım, kısa süre sonra Orhan Kemal’in düz yazıya olan yeteneğini keşfeder ve kendisini bu alana yönlendirir. Nazım Hikmet ile birlikte kalması yazarlık kariyeri açısından belirleyici bir rol oynar.  Bu dönemde Nazım Hikmet adeta bir hoca Orhan Kemal’de onun bir öğrencisi olur. Nazım, psikoloji, sosyoloji, Fransızca, Rus Edebiyatı üzerine Orhan Kemal’e eğitim vermeye başlar.

İlk düz yazılarını da Nazım’ın gözetiminde ve onunda yönlendirmeleriyle yazar. Nazım Hikmet, Kemal’in yazdığı öyküleri İstanbul’daki bazı dergilere gönderir. Raşit Kemal’i ve Orhan Raşit adlarıyla yayınlanan öyküleri oldukça başarılı olur hatta, Sabahattin Ali, Nazım Hikmet’e bir mektup göndererek bu yeni ve yetenekli öykücünün kim olduğunu sorar. 1942 yılında Yürüyüş Dergisi’ne gönderdiği bir öyküsü, Orhan Raşit yerine Orhan Kemal ismiyle çıkar. Aslında derginin yönetimi güvenlik sebebiyle Orhan Kemal’in kimliğini gizlemek için bunu yapar. İlk başta yadırgasa da sonradan bu ismi beğenir ve yazılarında Orhan Kemal ismini kullanmaya başlar.

   Cezasını tamamladıktan sonra Adana’ya geri döner. Amelelik, sebze nakliyeciliği, Adana Verem Savaş Derneği’nde memurluk yapar. İstanbul’a yerleşme fikri çok eskiden beri aklında vardır. Sürekli buna engel olan babasının ölümüyle 1949 yılında ailesiyle birlikte İstanbul’un yolunu tutar. İstanbul’da geçimini sadece yazarlıkla sürdürür. Öyküleri ve romanları Varlık, Yığın, Yeditepe gibi dergiler ve Cumhuriyet, Vatan, Ulus gazetelerinde yayınlanır. 1958 yılında “Kardeş Payı” öyküsüyle, çok sevdiği dostu Sait Faik Abasıyanık adına verilen hikaye ödülünü aldı. 1967 yılında 72. Koğuş adlı oyunuyla Ankara Sanat Severler Derneği tarafından en iyi oyun yazarı seçilir, 1969 yılında ise “Önce Ekmek” öyküsüyle Türk Dil Kurumu öykü ödülünü alır.2 Haziran 1970 yılında rahatsızlığı sebebiyle tedavi amaçlı gittiği Sofya’da, beyin kanaması sonucu hayatını kaybeder.

   Orhan Kemal dünya görüşü, dünyaya bakışı sebebiyle eserlerinde hep küçük insanların yanında yer alır, onların yaşamlarını okuyucularına akıcı ve yalın bir dil ile aktarır. Öykü ve romanlarında yarattığı karakterleri de bu gerçekçilik çerçevesi içersinde, zor hayat koşullarına sahip insanların yaşamlarına dair gözlemlerinden oluşturur. Eserleri içerisinde otobiyografik öyküleri de büyük yer tutar. Avare Yıllar’da Beyrut ve Adana’da ki gençlik yıllarını, Babaevi’nde çocukluk dönemini anlatır.

   Geçimini sağlamak için senaryolarda kaleme alır. Yazdığı senaryoların dışında roman ve öyküleri de sinemaya uyarlanır. Bereketli Topraklar Üzerinde, 72. Koğuş, Hanımın Çiftliği gibi eserleri sinema ve dizi uyarlamalarıyla çok büyük başarılar yakalar.

İstanbul’a taşındıktan sonra yazarlık dışında bir iş ile meşgul olmayan Kemal bu sebeple geçimini sağlamak adına sürekli olarak tempolu bir şekilde üretti ve yazdı. Sayısı 60’ı aşan romanlarının bazıları vefatından yıllar sonra oğlu yazar Işık Öğütçü tarafından arşiv taramaları sonucunda bulunup yayınlanır. Ailesi, hatırasını yaşatmak için İstanbul Cihangir’de, Orhan Kemal Müzesi’ni ve Kültür Merkezi’ni kurmasının yanı sıra, yazarın her ölüm yıldönümünde, Orhan Kemal Roman Ödülü’nü bir edebiyatçıya vermektedir. Hayatının büyük bölümünde ekmeğini kaleminden ve düşünce dünyasından kazanır usta yazar. Öykü ve romanlarında bazen Adana’nın pamuk tarlalarında çalışan işçilerin, bazen memleketinden  İstanbul’a ekmeğini kazanmak için gelen kenar mahallelerde yaşayan insanların bazen de yeşilçam ve eğlence dünyasında sömürülen kadınların yaşamlarını anlatır. Onun yazarlığının büyüklüğü kuşkusuz hikaye ve romanlarında anlattığı insanların sıkıntılarını bizzat kendisi de yaşamasından, kendisi gibi toplumda sesini çıkaramayan insanların sesi olmasından gelmektedir.  Sanatını sadece tanıklık etmek üzerine kurmaz. İnsanların daha iyi bir yaşama sahip olması, geçim sıkıntılarından kurtulabilmesi için onları yönlendirmeye de gayret etmiştir.  Vefatının üzerinden neredeyse 50 sene geçmesine rağmen eserleri aynı güncelliğini ve insanları etkilime gücünü korumaktadır. 50-60 sene önce oluşturduğu kahramanlarının tezahürünü günümüzde halen görebilirsiniz. Devletin dayattığı kuralları ve düzeni körü körüne adeta benliğine kazımış, kraldan çok kralcı Bekçi Murtazalar bugün de aramızda değiller mi?

You may like